Milano ve Como Gölü / Bestenur Baloğlu

 

Koca yaz yine akıp gitti. Okul dönemine yaklaştık. Bu yaz gittiğim yerleri geldiğimden beri yazayım diyorum ama yeni bir şehre taşınma, ev döşeme, hiç durmadan arkadaşların nişanlanıp evlenmesi sebebiyle davetlere iştirak etme sebebiyle vakit bulamadım. Ama ben bu yoğunluğu özlemişim, ne yalan söyleyeyim!

Bu yaz garip bir rota çizdim. İtalya‘dan başlayarak yukarı tırmanarak Çek Cumhuriyeti‘nde geziyi sonlandırdık. Çok yorucu oldu, tükendik hatta ama gezmek güzel sonuçta, bu da yorgunluğu siliyor. Gerçi Euro’nun bu dönemde epey yükselmiş olması moralimizi de bozmadı değil:(

Neyse, ilk durağımız Milano idi ve sadece 2 gün ayırdık buraya. Genelde alışveriş yapmak için gidilir diyorlardı,  biz de temel yerleri görüp, Como’ya gider döneriz diye düşündük. En sonunda anladık ki, Milano’ya özellikle Como Gölü’nü görmek için gidilir! Antalya’nın sıcağından sonra Milano serindi, kapalıydı ama yapış yapış nem yoktu. Biraz kuzeyde olmasının etkisi büyük sanırım. Her yer yeşildi bu arada. Tamam, binalar da çok ama her yere yeşillik sıkıştırmışlar mutlaka. Es geçmemişler.

 

Binaların balkonları da çiçek, böcek dolu:)

Milano merkezinde ilk yapılacak şey nedir? Tabii ki Duomo Katedrali’ni görmek! Kaldığımız otel merkez istasyonun çok yakınındaydı ve bence her yere yürüme mesafesiydi. (Guest House Brianza Room,  merak edenler için. Çok sempatik, genç ve tatlı bir İtalyan işletiyor!) Bu yüzden katedrale çevrimdışı harita yardımıyla, yürüyerek ulaştık. (Here we go ve maps.me bizim kullandıklarımız)



Katedralin önünde kocaman bir meydan var ve çoook kalabalık. Buralar güvenlik açısından sıkıntılıymış. Çantanıza, cebinize dikkat edin yani. Fotoğraf çekmek de biraz zor olacak, çünkü önünüzden arkanızdan bir sürü kişi geçiyor.

Katedrale giriş için bilet almanız gerekiyor. Duomo Müzesi  ve arkeolojik alan şeklinde bir üçleme yapılmış mesela. 26 yaş altı 3 Euro, tam 7 Euro. Kapanış saatlerine dikkat etmek lazım tabii. Biz biraz geç gitmiştik ve müze 6’da kapanacaktı. Bilet almamıza rağmen giremedik. Sadece katedralin içini gördük, bir de mezarların, kalıntıların sergilendiği arkeolojik alanı. Müze Çarşamba günleri de kapalı, ona göre plan yapmak lazım:)

Katedralin içi, Avrupa’daki diğer katedraller gibi oldukça ihtişamlı. Rengârenk desenlendirilmiş yüksek camlar, o ağır ahşap kokusu, ağır kolonlar, yine şaşaalı bir tavan… Çok da farklı gelmedi bana diğer kilise ve türevlerinden ama sonuçta Milano’nun simgesi.

 

 

Dışarıdan harika görünüyor, orası ayrı! Dış kapılarının üzerine, geçmiş olayları anlatan kabartmalar yapılmış. Her bir oymanın, kabartmanın bir hikayesi varmış. O şekilde düşününce ilginçlik ve merak artıyor.

Milano’nun parkları da çok güzel. Gidip temiz hava almalık, piknik yapmalık… Duomo’dan yürüme mesafesi, Sforzesco Kalesi’nin hemen arkasında Sempione Parkı bulunuyor. Bayağı büyük bir park. Ağaçlar da çok güzel! Güneydoğu Asya’daki ağaçlar gibi büyük neredeyse. Hava güzelse, kruvasan ve kahveler alınıp oraya gidilebilir. Biz yağmura denk gelince, parkı koşarak geçmek zorunda kaldık maalesef.

 

 

Duomo Katedrali’nin hemen yanında Galeria Vittoria Emmanuelle bulunuyor. İçinde lüks dükkanların ve restoranların bulunduğu, tavanın ve tabanın insanın gözünü alacak kadar parlak olduğu bir yer. Burası dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden biriymiş. Alışveriş yapmak isteyenler gidebilir ama bir böbrek satmalık çantalar var, onu da buraya ekleyelim:)

Galeria Vittoria Emmanuelle

Opera Binası (La Scala) Galeria Vittoria Emmanuelle’nin arka tarafında kalıyor. Yani, Duomo tarafından değil de, öbür taraftan çıkarsanız caddenin karşısında görebilirsiniz. Dünyanın en bilinen opera binalarından biriymiş. Eğer tarihleri takip ederseniz, opera da izleyebilirsiniz. Opera binasının içini görmek de ücrete tabii.

La Scala önündeki cadde

Galeria’dan çıkıp buraya gelirken ünlü ressam Leonardo’nun da heykelini de göreceksiniz. Doğum yeri Floransa ama her yerde ‘İtalyan ressam’ olmasının haklı gururu var tabii. Duomo Katedrali’ni de o yaptığı için Milano’da ayrıca saygı duyuluyor olsa gerek.

Galeria çevresinde farklı şeyler sergilenebiliyor bu arada. Yanında, hayatımda gördüğüm en büyük köpeklerden biriyle bir adam yerde oturmuş ve köpeğiyle fotoğraf çekimi karşılığında para kazanıyordu. Ekmek parası işte, kazanmanın yolları farklı.

Bu arada, Galeria’nın içinde (Duomo tarafından gelirken, sağda) çok tatlı bir kitapçı var. Tamamen İtalyanca kitaplar ama ambiyansı çok hoş. Yerlerde, kare kare döşenmiş, üstü kaplanmış resimler var ve tavanda da çok güzel resimler kullanılmış. Mutlaka uğranmalı. Kitap kokusu apayrı zaten!

Bu taraftan bahsettiğimize göre midesine düşkün olanları ilgilendirecek kısma geliyorum: Cannoli! Roma‘da, ünlü Pompi Pastanesi’nde yemiştim en son ve bayılmıştım. O yüzden yana yakıla, güzel bir  Cannoli bulmak için yollarda gezindik. Geze geze, doğaçlama bulduğumuz için adres veremiyorum maalesef ama, bir tane dükkan bulduk. Dükkanın adı mıydı, yoksa Cannoli olduğunu göstermek için miydi bilmiyorum, vitrin camında ‘Cannoli Espressi’ yazıyor.

Kocaman bir cannoli, gözünüz de mideniz de tam doyuyor. Adam bizim önümüzde yaptı her şeyini. Çok büyük olması zor bitirmemize sebep oldu ve çok şekerli olduğu için boğazımızı yaktı ama yarısına kadar mest olmuş bir şekilde yedik. Orta boy cannoli eminim bir kişi için ideal olacaktır:)

İtalya’nın genel kahvaltısı kruvasan ve kahvedir bildiğiniz üzere. Biz de orada sık sık öyle beslendik, içimiz kurudu resmen ama başka çare yok tabii. Merkez istasyondaki çok güzel bir kafeden bahsedeceğim.

BISTROT MILANO CENTRALE. Takım elbiseli, şık giyimli İtalyan erkeklerinin; ince kalem eteğin içine soktukları jilet gibi ütülenmiş çizgili gömlekleri ve uygun renkte, zarif stiletto ayakkabıları ile bakımlı İtalyan kadınlarının iş yerine gitmeden önce (merkez istasyondan trene biniyorlar ya da aktarma yapıyorlar) uğrayıp sabah gazetelerini okurken, sohbet ederken ya da evrakları üzerinde çalışırken kahve yudumladıkları bir kafe. Geniş, kaliteli ahşap masalar ve ahşap tabureler; kahverengi ve bej renklerin birleşimi… Ah bir de dışarısı buz gibi olsa, akşama kadar bağımlı gibi kahve kokusunu içime çekerdim burada kalıp:) Buraya yolunuz düşerse eğer reçelli ya da sade kremalı kruvasan (ya da hepsinden!) ve yanında kahve ile güzel bir kahvaltı yapın.

Bizim kahvaltımız!

COMO

Gelelim Como’ya… En az 1 tam gün ayrılmalı bu güzel yere. Yaklaşık yarım saatlik bir tren yolculuğu ile ulaşılabiliyor. Ama bilinmesi gereken birkaç şey var: Eğer Milano Merkez istasyondan binerseniz Como S.Giovanni istasyonunda inersiniz. O Como’nun biraz tepesinde kalıyor ve gölde tur atan vapurların kalkış yerine görece uzak. Como Nord Lago istasyonu ise vapur kalkış yerinin hemen karşısında diyebilirim. O istasyona gelebilmek için de ‘Milano Cadorna’ istasyonundan trene binmelisiniz. Tek yön bilet 4,80 Euro. Dönüş biletinizi önden almayın, turunuzu bitirdikten sonra istasyona gelip alın, biz erken aldık ve vapurla dönüş saatlerinde sıkıntı olunca asıl bilet aldığımız tren gitti.

Biz Giovanni’ye indik ve göl kenarına bir süre yürüdük. Limana doğru (liman dediğime bakmayın, öyle büyük değil) inerken deniz uçaklarının bakımlarının yapıldığı, tutulduğu bir atölye vardı ve biz oradan geçerken bir deniz uçağı dışarı çıkarılıyordu. Bu tür zevkleri olan, uçağı olan zengin Como’lulara buradan selamlarımı gönderiyorum.

Vakit yaratıp Como içinde de gezmelisiniz, gerçekten tatlı bir kasaba. Giovanni’den yürürken de sahil boyunca güzel manzaralar var.

Vapurların kalktığı yerin karşı tarafında bir meydan var. Oradan içeriye doğru girerseniz bir sürü kafe ve restoran göreceksiniz. Kahvaltı yapmak için bir yer ararken buralarda bir fırın gördük. İsmi BERETTA. Çok güzel pizzaları vardı. En peynirli görünen pizzasından istedik. Büyük kare dilimler verdiler. Kişi başı 8 Euro gibi bir fiyat tuttu. Onları alıp, bir de başka yerden ‘to go’ coffee aldık.  Meydanla gölün arasındaki banklara oturduk. Pizzayı yemeye başladık ama nasıl bir yeme… Hepimizin gözü kaydı, kan akışımız hızlandı, salyamız aktı… Daha nasıl tanım bulabilirim bilmiyorum. İncecik hamurunun üstünde kapkalındı peynir. Lor, labne, krema, mascaspone… Bütün güzel peynirleri birleştirmişler, bu pizzanın üstüne koymuşlar. Demem o ki, buraya gidip o pizzayı denemeden dönmeyin. (Piazza Boldoni, 15, Como) Çevrimdışı haritayla kolayca bulursunuz, valla deneyin bak, pişman olursunuz! Fotoğrafı da koyayım şuraya:)

1 günlük vapura biniş 25 Euro kişi başı. Tek yön 12 Euro idi (Bir limanda ininceye kadar geçerli, sonra tekrar almak zorundasınız.) Giderken bütün köylere uğruyor vapurlar ve istediğinizde inip gezdikten sonra başka bir vapurla yolunuza devam ediyorsunuz.

 

 

Yol boyunca tatlı İtalyan köyleri manzaramız var hep.

 

Tam gününde yeşil giymişim!

En ünlü köylerinden Bellagio’ya ulaşım Como’dan 2 saat sürüyor sık sık limanlara yanaştığı için. Biz en azından 3 tanesine gideriz diyorduk ama en sonunda Bellagio’ya gitmeye karar verdik ilk olarak. Köylerin çoğu birbirine benziyor diye duymuştuk ve vapur bekleme süresi, gezme süresi derken vaktimizin yetmeyeceğine karar verdik. O yüzden diğerlerine uğramadan akşama kadar aynı yerde kalıp gezdik.

Bellagio bildiğimiz tatlı mı tatlı kasabalardan gerçekten de! Evler çok güzel, bahçeleri çok güzel. Daracık ara sokaklardan geçiyorsunuz hep. Dondurmacılar, minik pastaneler, pizzacılar, hediyelik eşya dükkanları… Kalabalık çok ama insanın içi daralmıyor, ortam o kadar güzel.

Fotoğraftaki iki yer de birbirinden farklı ama benziyorlar. Böyle tatlı ara sokakları var, fotoğraf çektirmek için harika bir yer. Genelde ya yokuş yukarı yürüyorsunuz, ya da yokuş aşağı. Her arada göl manzarası çıkıyor tabii. Biz  her sokak arasına girip çıkıp bolca yürüdükçe yorulduk ve kendimizi yemyeşil bir mini ormana attık. Vapurdan indikten sonra sağ yukarı doğru ilerlerseniz burayı görürsünüz zaten.

 

Kimsecikler yoktu, sakindi ve  manzarası harikaydı!  O gün hava sıcaktı ama ağaçların gölgesi serindi,   onca  yorgunluk üstüne   tam uyumalık bir yer:)

 

Akşamüstü 5 sularına kadar gezdik. Ekspres vapur ile yarım saatte Como merkezine dönmeyi planlamıştık ama bizim aldığımız gidiş dönüş bilet maalesef ekspresi kapsamıyormuş, çok saçma  bir durum oldu yani.

 

Como Gölü

Bizim gibi tek bir köy gezecekseniz eğer tek yön 12 Euro’ya bilet alın. Köyde inin ve dönüşte de 14 Euro gibi bir fiyata ekspres alın. Bütün gün gezip yorulunca yol da bize iyice zor geldi. Deniz tutması da yaşayabilirsiniz, mümkün olduğunca dışarıda durmaya çalışın ki sallantıyı fazla hisssetmeyin. (Gerçi vapurlar küçük değil,  çok sallantı olmuyor ama ben biraz bulantı yaşadım, dikkatli olmakta fayda var) ‘Ben yorulmam, deniz yolculuklarını severim,’ derseniz de 1 günlük 25 Euro olan biletlerden alın, istediğiniz gibi takılın. Ama Como’ya son vapur saatini kontrol etmeyi unutmayın, kalakalırsınız köyde sonra:) Dönüş yolunda da yaz mevsimiyse oldukça serin, kış ise dondurucu rüzgarda mükemmel manzaranın tadını çıkarın. Gidecek olanlara şimdiden iyi gezmeler!

Blog Yazarı Bestenur Baloğlu’nun diğer gezi yazıları ve fotoğraflarını dunyaayaklariminaltinda.com blog sayfasından ve bestenurbb instagram sayfasından takip edebilirsiniz.  

Diğer gezi yazıları , çeşitli destinasyonlardan muhteşem fotoğraflar ve renkli seyahat röportajları için haftasonuyurtdisi.com instagram sayfamızı takip etmeyi unutmayınız  …

Milano ve Como Gölü  paket turlarımız hakkında bilgi almak için tıklayınız

 

Bir yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>