Karayoluyla Bulgaristan & Romanya / Esra Küçükbatır Mercanlı

Blog Yazarı Esra Küçükbatır Mercanlı ,ülkemize yakın Balkan destinasyonları Bulgaristan ve Romanya'yı otomobil ile gezmek isteyenler için yazdı...

 

Arabayla seyahati sevenler için yurt dışı rotalarını da bu şekilde yapmak bulunmaz bir zevk olur. Sınır komşusu bol bir ülke olarak bu konuda şanslıyız. Bulgaristan eşim Ahmet’in memleketi olduğu için her yaz gittiğimiz bir destinasyondu. Bu yaz sınırlarımızı biraz daha genişleterek Romanya’yı da kattık işin içine. Biraz gönülsüz girdiğim bu yolda karşılaştığım güzellikler beni ilk düşüncelerim sebebiyle utandırdı:) Meğer Romanya neredeyse yanı başımızda saklı bir hazineymiş. En iyisi başından itibaren bu yolculuğu anlatmak.

Serin bir ağustos sabahı İstanbul’dan yola çıktık ve TEM otoyolu üzerinden Kırklareli – Dereköy sınır kapısına yaklaşık üç saatte vardık. Sakin bir kapı olduğu için sınırı hemen geçtik. Bulgar polisi sizi zaten uyaracaktır ama Avrupa ülkelerinde araçla gezmek için gerekli olan yeşil sigortanızı hemen sınırda bulunan sigorta firmasına yaptırıp, kalacağınız gün kadar ücret ödeyeceğiniz Vinetka belgenizi alarak, seyahatinizin sonuna dek bu evrakları aracınızda bulundurmayı unutmayın.



Sınırı geçtikten sonra yaklaşık bir saat içinde Burgas ( Burgaz)  şehrine vardık. Burgas, Bulgaristan’ın  en gözde tatil kentlerinden birisi. Şehir merkezini birkaç saat ayırıp gezdikten sonra, Sunny Beach beldesine geçerek tatil modunu açtık 🙂 İşletmecisi Türk bir çift olan Persani Otel’e yerleştik. İki gece konaklayacağımız otelimizden yürüyüş mesafesinde olan kum plajında, ertesi sabah bol bol dinlenip yüzdük. Akşamüstü otelin önünden kalkan shuttle gezi treniyle, Unesco mirası listesinde olan Old Nessebar’a on dakikada vardık. Antik kenti, 19. yy’dan kalma evleri, taş sokakları, el yapımı ürünlerin satıldığı şirin mağazalarıyla eşsiz bir yarımada olan Nessebar’da akşam yemeğimizi yemeye karar verdik. Karadeniz manzaralı balık lokantalarından birine oturup, Türkiye’ye göre çok uygun fiyatlarla yerli balıklarımızı söyledik. Bulgar rakısı eşliğinde Karadeniz’e karşı güneşin batışını izledik. Yemekten sonra geldiğimiz gibi gezinti treniyle otele döndük ve hemen hazırlanıp aynı trenle bu sefer  tam tersi yönde Sunny Beach’in merkezine gittik. Her sokaktan yükselen müzik sesleri, her yaştan insan kalabalığı arasına karışıp Bulgaristan gecelerinde eğlendik.

Sabah erkenden kalkıp yaklaşık bir buçuk saat süren bir yolculukla Bulgaristan’ın en büyük kentlerinden biri olan tatil cenneti Varna’ya ulaştık. Varna’nın yarım saat ilerisinde bulunan Golden Sands’e gitmeden önce, şehir merkezinde dolaştık. Burgas’a göre daha büyük ve kalabalık bir yer Varna. Avrupalı turistler de fazlasıyla tercih ediyor. Golden Sands’e gelir gelmez denize yürüme mesafesindeki otelimiz Apart Hotel Golden Line’a yerleşip kendimizi Karadeniz’in serin sularına bıraktık . Gece hayatı burada çok daha hareketli. Biz ertesi sabah erken kalkacağımız için şöyle bir göz atıp odamıza döndük.

 

İlk üç günümüzü Bulgaristan’da tamamladıktan sonra sabah Romanya için yola koyulduk. Romanya, Bulgaristan’ın neredeyse üç katı nüfusuna sahip çok kalabalık bir ülke. Sınırdan geçer geçmez bu yoğunluk kendini hissettiriyor. Benzinlikte, markette, trafikte kısacası her yerde kuyruk var. Plajlarında bile iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var. Bu arada sınır geçişinde yeşil sigortanızı yenilemenize gerek yok, daha önce de belirttiğim gibi tüm Avrupa ülkelerinde geçerli ancak Romanya için kalacağınız süre kadar geçerli Vinetka almayı unutmayın yoksa çıkışta ciddi ceza ödersiniz. Romanya’da yakıt Bulgaristan’a göre bir tık daha pahalı, çıkmadan deponuzu doldurmanızda yarar var.

Köstence, Varna gibi yabancı turist çeken bir nokta değil. Eski şehir merkezinde yapacağınız kısa bir gezinti burası için yeterli. Sonrasında vakit kaybetmeden Bükreş için yola koyulduk. Akşamüstü Bükreş’in Historic Center bölgesinde booking.com üzerinde rezervasyon yaptığımız eşyalı dairemize yerleştik. Çoğu Avrupa ülkesinde olduğu gibi Romanya’da da kiralık ev yaygın. Tamamen güvenli ve temiz bir sistem. Bükreş geceleri kalabalığı ve canlılığı ile başınızı döndürecek bir şehir. Uygun fiyatlı bar ve restoranlarıyla, cep yakmadan eğlenmek mümkün. Sabah Bükreş’i keşfetmeye devrik lider Çavuşesku’nun sarayı olarak bilinen Parlamento Binası ile başladık. Sarayı en net görebileceğiniz nokta olan Unirii Bulvarı’nda fıskiyeli havuzların önünden fotoğrafımızı çektikten sonra, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Odeon Theatre önündeki büstünü ziyaret ettik. Tüm dünyaya evrensel bir mesaj taşıyan vecizesi “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” İngilizce olarak büstün üzerinde yerini almış. Gurur ve mutluluk dolu bir halde yola koyulup, Bükreş Türk Şehitliğine vardık. Şehir merkezinde bulunan şehitlik, Birinci Dünya Savaşı’nda 27 Ağustos 1916 günü açılan Romanya Cephesi’nde yapılan muharebelere katılan 6. Kolordu’ya bağlı 15. ve 25. Tümenlerden, şehit olan askerler adına 1932’de kurulmuş.  Şehitlikte yatan 400 şehidin kimlikleri bilinmekte olup, toplu mezarda ise kimlikleri bilinmeyen 575 şehit bulunmakta.  Duygu seline kendimizi kaptırarak Bükreş sokaklarında  bir süre dolaştık. Yol bizi bir Avm’ye getirdi. Şöyle bir bakalım diye girdiğimiz Zara, Mango, Bershka, H&M, Pull&Bear mağazalarında Türkiye’ye göre çok daha uygun fiyatları bulunca, neredeyse iki saat harcadık.

Esra Küçükbatır Mercanlı @ Braşov

 

Hava kararmaya yakın Bükreş’ten ayrıldık ve Dracula’nın toprakları Transilvanya’ya doğru gece yolculuğumuz başladı. Bize oldukça heyecanlı gelen iki saatin ardından Braşov kentine vardık. Gece çok geç bir saat olmasın rağmen, trafiğe kapalı caddelerinde tüm kafe ve restoranlar açıktı. Her yer ışıl ışıl, cıvıl cıvıl. Tarihi merkezde tam ana cadde üzerinde, 18.yydan kalma bir bina olan hostel’imıze yerleştik. Eşyalarımızı bıraktığımız gibi aşağı inip şehrin eğlencesine karıştık. Saat 2’ye kadar dönmedik. Biz yorgunluktan bittik ama gün bitmedi Braşov’da. Sabah 10’da kaldığımız hotelin ücretsiz şehir yürüyüşü turuna katıldık. Karpat Dağları arasında orta çağdan kalma bir masal şehri Braşov. Buraya gelip de aşık olmamak imkansız. Gotik mimari ile inşa edilmiş kilisesi, tüm şehri aynı anda içine alabilecek genişlikteki saat kulesi meydanı, Karpat coğrafyasına uygun inşa edilmiş ahşap-taş karışımı binaları, bir zamanların ticaret merkezi olan şehrin zenginliğini hatırlatıyor. Öğlen vakti neredeyse İtalya’dakilere yakın bir lezzeti yakalamış restoranlardan birinde margarita pizza ve yanına biramızı söyleyip, çok da uygun bir hesap ödeyince, keyfimiz yerinde Dracula’nın şatosunu görmek üzere Bran’e doğru yola koyulduk.

 

Yollar çok dar, trafik de turistler sebebiyle yoğun olunca yarım saatlik yolu bir saatten fazla sürede aldıktan sonra Bran kasabasına vardık. Tarihi kaynaklar burada bulunan şato ile kont Dracula lakaplı Romen kralı 3. Vlad arasında doğrudan bir ilişki tespit edemese de, Bram  Stoker’in dünya edebiyatına kazandırdığı Dracula romanından sonra, şato sanki Vlad’ın eviymiş gibi anılır olmuş. Orta Çağ mimarisi ile Transilvanya’ya özgü bir stilde inşa edilmiş şatoyu görmek gerçekten etkileyiciydi.



Tam yeri tam zamanında nokta koyduğumuz Romanya-Bulgaristan gezimizden böylesi mutlulukla dönmenin verdiği heves bizi hiç zorlanmadan Türkiye’ye kadar getirdi. Ve yine her gezinin sonunda olduğu gibi şükrettim Tanrı’ya; dünyayı böylesine farklı renkler, sesler, tatlarla dolu kıldığı için…

Blog Yazarı Esra Küçükbatır Mercanlı’nın diğer gezi ve fotoğraflarını esraningeziguncesi instagram sayfasından takip edebilirsiniz.  

Diğer gezi yazıları , çeşitli destinasyonlardan muhteşem fotoğraflar ve renkli seyahat röportajları için haftasonuyurtdisi.com instagram sayfamızı takip etmeyi unutmayınız  …

Bulgaristan ve Romanya paket turlarımız hakkında bilgi almak için tıklayınız

 

Bir yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>