Benim Barselona’m ve Kayıp Pasaport :) / Gözde Gülsoy

 

Barselona yıllarca gitmeyi en çok hayal ettiğim şehir olmuştu. O kadar emindim ki; gittiğimde hem şehri, hem yemeklerini, hem de insanlarını çok seveceğimden. Sonra tekstil sektörüne girdim ve hayallerimdeki şehri 10 defadan fazla ziyaret etme şansım oldu. Çok tapas yedim, sokaklarını karış karış gezdim, hem cok eğlendim, hem cok ağladım (pasaportunuzu, iki cep telefonunuzu, tüm paranızı, TÜM MAKYAJ MALZEMELERİNİZİ ayni anda çaldırsaydınız siz de çok ağlamaz mıydınız?)
Neyse, önce güzel şeylerden başlayalım. Barselona’yi sevme nedenlerimin başında harika mimarisi ve şehrin dümdüz olması geliyor. Bayılırım saatlerce yokuşsuz sokaklarda kaybola kaybola gezmeye. Barselona’da hem yorulmadan kilometrelerce yürüyebilirsiniz hem de bunu yaparken bir göz ziyafeti cekersiniz. Gaudi’nin damgasini vurduğu bu şehirde Sagrada Familia, Palau Guell, Casa Batllo ve La Pedrera görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında geliyor. Mimar olan babam, bu binaları gördükten sonra kendisine mimar dememeye karar vermişti (Kendisi ailemizdeki nadir mütevazi insanlardandır, annem mimarlığı sadece bir sene okuyup edebiyat fakultesini bitirdi ve Gaudi’nin meslektaşı olduğu için çok gururlu.)
Gotik Mahalle’den( Barri Gotic )  bir bina
Hazir Casa Battlo ve La Pedrera’yi gezmisken (bu iki bina birbirine cok yakin) eger acıktıysanız ve hatta acıkmadıysanız bile, benim en sevdiğim tapascıya 10 dakikada yürüyerek varabilirsiniz. Cerveseria Catalana, benden Barselona icin tavsiye isteyen her arkadaşıma söyledigim ilk yerdir. Bekleme suresi kimi zaman yarım saati bulsa da lütfen bekleyin çünkü beklediğinize değecek. En meşhur tabakları olan huevos cabreros, ince ince kizartılmış patates kizartmasinin ustune kirilan yumurtanin karistirilmasiyla oluyor. Benim sevdigim diger tapaslari fistik ile kızarmış brie peyniri ve mini hamburgerler.
Cerveseria Catalana’dan ciktiktan sonra La Rambla’ya dogru guzel bir yürüyüş  yapip La Boqueria’ya gidebilirsiniz. La Boqueria Barselona’nin yemek pazarı. Korkmayın burada da yemek önermeyeceğim, dilerseniz yeriniz kaldıysa tabii ki yiyin ama ben buradan karışık meyve suları alıp Gotik mahallenin sokaklarında yürüyerek kaybolmaya, mağazalara bakmaya bayılıyorum. Favori meyve suyum hindistan cevizi ve muzlu ama hangisini denerseniz deneyin cok lezzetli olacağından eminim.



Yürüyüş  kadar sevdiğim bir diğer şey de, bisiklet kiralamak. Barselona’nın upuzun harika bir sahili var ve bu sahili bisikletle dolaşmak inanılmaz keyifli. Yine bu sahil yolu boyunca sıra sıra cok tatlı paellacilar ve balıkçılar var. (Evet tahmin ettiğiniz üzere benim seyahatlerim genelde yemek üzerine! ) En sevdiğim paellacilardan biri Xiringuito Escriba. Ben buraya öğlen gitmenizi öneririm çünkü hemen önünde uzanan plaj ve deniz manzarası öğlen çok daha keyifli oluyor. Bir de bu paellacida yemekler hemen önünüzdeki  açık mutfakta yapılıyor, hatta ben fotoğraf çekerken hadi git sen kariştir da biz seni çekelim demişlerdi, boylece paella yapar gibi bir fotoğrafım da olmustu. Her ne kadar unlu olan yemek paella olsa da, siz bir de fideua deneyin, paella pirinçten fideua şehriyeden yapılıyor, üstüne bir de sarımsak kremalı bir sos konuluyor ki enfes. Ben bu yemeği İspanyol müşterilerimden öğrenmiştim, ondan sonra da bir daha paella siparişi veremedim.
Restaurant Xiringuito Escriba
Sahilde önereceğim bir diğer balıkçı ise  El Cangrejo Loco, gidin ve balık ürünlerine doyun.
Gelelim Barselona’nın gece hayatına. İspanyollar biraz çılgın arkadaşlar. Eğer Cinderella İspanyol olsaydı prensle asla dans edemezdi çünkü partiler asla 12 de başlamıyor, düşünün ki Cinderella 12 de dönmek zorundaydi!! Bir gece klübünün dolması saat 2-3 civarlarını  bulur ve İspanyollar sabah 7’ye kadar partiler. En ünlü gece clubleri Shoko, Opium ve Razzmatazz ama ben gündüzleri çok erken kalkıp gezen ve günde en az 20 km yürüyen bir insan olarak o saate kadar bekleyemiyorum. Benim önerim yemekten sonra Placa Real’e gidip, meydana tasan insanlarla Ocana’da tatlı tatlı sakin sakin birşeyler yudumlamak, çok dans edesiniz varsa da daha normal saatlerde baslayan ve W hotel’in en üst katında muhteşem manzaraya sahip olan Eclipse Barselona’ya gitmek. Ya da siz boşverin klasik gece hayatını, hazır Barselona’ya kadar gitmişken Tablao Flamenco Cordobeste flamenco gecesine katilin.
Barselona’da sevdigim diğer tapas ve paellacilari da yazayım da üzerimde kalmasın (sanki size selam söylemişler gibi, ”ayy aman üzerimde kalmasın” ) : Can Mano, La Mar Salada, 7 portes, Tapas 24, Paco Meralgo. Hepsi tek tek tarafımdan denendi ve beğenildi. (eee arkadaşlar, bu basenler tek günde şişmedi…)
Sant Sebastia Beach – Barcelona
Otel önerilerine gelecek olursak, ne olur keşke gelmesek, çünkü bizim şirket bana her seferinde başka bir otel ayarladı ve ben hiç birini önerecek kadar beğenemedim. Ben burada bir gece kalacağım diye kafama koyduğum için kendi imkanlarımla kaldığım W Hotel hariç (muh-te-şem-di) hiç birinde fiyat- kalite dengesini bulamadım. Hatta çok daha kötüsü başıma geldi….
Barcelona Paket Turlarımız Hakkında bilgi almak için tıklayınız 

Şirketçe fuar icin Barselona’ya geldiğimiz bir seferinde, tren istasyonunun hemen arkasında bir otelde kaldık. Avrupa’da, bir sehrin en tehlikeli yeri neresidir derseniz, tren istasyonunun olduğu muhit derim, bu asla şaşmaz. Fuarın ilk günü, iş arkadaşlarımla sabah 8 de kahvaltı salonunda buluşmak üzere sözleştik. Kahvaltı salonu otelin üçüncü katında, girişte bir görevli var, sizden oda numaranızı alıyor öyle giriyorsunuz iceri. Salona girdim, is arkadaşlarımdan hiç biri daha gelmemiş, bir masaya çantamı koydum, kahve almaya gittim, geldim ve çantam yok! İnanin bu kadarlık bir süreden bahsediyorum. O kadar iyi niyetli düşünüyorum ki, bana göre bir is arkadasim cantami aldi ve bana saka yapiyor. Ancak is arkadaslarim o esnada mahmur gözlerle daha yeni kahvalti salonuna geldiler ve ben artık olayın bir şaka olmadığını  anlayarak çığlıklar atarak bir aşağı bir yukari koşturmaya basladim. Otel gorevlilerinden birine derdimi anlattim, guvenlik kameralarini actik, benim asansorum yukari kattan kahvalti katina geliyor, ayni anda uzun boylu sapkali bir adamin asansoru de asagidan. Ben salona dogru gidiyorum, o arkamdan geliyor, ben çantayı bırakıyorum kahve almaya gidiyorum, o benim cantami alıp çıkıyor. Bütün bunları şok içerisinde izledim. Ne yapmam gerektiğini anlamaya çalışıyorum , bir buçuk saate fuar başlayacak ve ben yaklaşık 2 aydır bu sunum icin çalışıyorum, bir yandan da giden çantamın içinde olanları hatırladıkça  başımdan asağıya kaynar sular dökülüyor. Pasaportum (icinde 1 senelik Schengen, 2 senelik Birlesik Krallik ve 10 senelik ABD vizelerim), kişisel ve iş cep telefonlarım, ehliyetim, nüfus cüzdanim ve kredi kartlarimin oldugu cüzdanım, yorulduğumda giymem icin yanimdaki tek spor ayakkabım, tüm malzemelerimle makyaj çantam… Bir insan yurtdisinda en kötü neyini çaldırabilirse hepsini çaldırmıştım.Dediler ki polise gitmeniz lazim, zaten bu moralle calisamam, bir is arkadasimin telefonunu yanima aldim, bir yandan tum kredi kartlarimi kapattirirken diger yandan polise gittim. Tutanak tuttuk, sen paradan ve cep telefonundan umudu kes dediler (polis dedi bunu) ama cevredeki coplere bak belki pasaportu falan oralara atmistir. Elime tutanagimi aldim, otel cevresine geri dondum, tum is kadini kiyafetlerim ve topuklu ayakkabilarimla coplerin icine baktim, tabii ki yoktu. Ordan ciktim Türk Konsoloslugu’na gittim. Arkadaslar, normalde Turk Konsoloslugu sadece Madrid’deymis. Ancak Barselona’da o kadar cok hirsizlik olmus, o kadar cok kisi pasaport cikartmak icin Madrid’e gitmek zorunda kalmis ki, Barselona’ya da bir Türk Konsoloslugu acmislar. Yani en azından bir de Madrid’e ucmak zorunda kalmadim diye kendimi avuttum. Türk Konsolosluğu bana gecici bir pasaport cikartti, boyle pembe pembe. Ben bu esnada hala pozitifim cunku benim dusunceme gore vizelerim hala sistemde var, ben gidicem yeni pasaportumla, tak tak yapistiricaklar eski vizeleri, diye saniyorum. Bunun boyle olmadigini Türk Konsolosluğu’nda ogrendim ve tum gucumle ayakta durmaya calisan ben oturup hüngür hüngür ağladım, bu esnada geçici pasaport fotografim cekildi kipkirmizi aglamakli gözlerimle. Hala saklıyorum, su anda cok komik geliyor. Bir sekilde hayat devam ediyor dedim ve fuar alanina gectim ,gorevli hostes kizlardan makyaj cantalarini odunc aldim, yuzume koskocaman bir gulucuk yerlestirdim ve aksama kadar calistim. Çünkü annemin dediğine göre ben güçlü bir kızdım, başıma gelenleri düzeltmek için yapmam gereken herşeyi zaten yapmıştım, ağlayarak elime hiç birşey geçmezdi ama çalisarak en azından aklımı ,  başıma gelenlerden uzaklaştırabilirdim. Öyle de yaptim, ama sonra da akşam otele gidip yine saatlerce ağladım:)

Tüm bu olanlara rağmen Barselona’dan nefret edemedim. Hala en çok sevdiğim şehirlerdendir ama simdi çok daha temkinliyim. Siz de eğer Barselona’ya giderseniz, tıka basa tapas yiyin, bol bol yürüyün ve çantanıza mutlaka göz kulak olun 🙂 .
Yazarımız Gözde Gülsoy’un çok renkli Seyahat fotoğraflarını takip etmek için :
instagram : @ benburayaasikoldum

Bir yanıt yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>